Diyabet, pankreasın insülin hormonu üretmemesi veya normal insülin üretimine rağmen etkisinin azalması sonucu, kan şekerinin yüksek seyretmesi ile seyreden kronik metabolik bir hastalıktır. Ülkemiz dahil 170 ülkede, 230 araştırma grubunun çalışması sonucunda inanılmaz bir sorunla karşı karşıya kaldığımızı istatistik verileri gösteriyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre 2006 yılında 246 milyon olan hasta sayısının, 2017 yılında beklenenin çok üzerinde 382 milyona çıktığı gözlemleniyor. Tanı konamayan hasta sayısının da 175 milyon olduğu tahmin ediliyor.

Ülkemizde ise 2000 yılında %3,7 olan hasta oranı 2006 yılında %6,35 iken, 2015 yılında ise her beş kişiden birinin diyabet adayı olduğu görülüyor. Diyabet tanısı, takibi, tedavisi, hasta eğitimi ekip çalışmasını gerektiriyor. Hastalığın akut komplikasyon riskini azaltmak ve uzun dönemde tedavisi pahalı ve kronik (retinal, renal, nöral, kardiyak ve vasküler) sekellerinden korunmak için sağlık çalışanları ve hastaların sürekli eğitim alması gereklidir. Ayrıca doktor, hasta, diyabet hemşiresi, diyetisyen ve hasta yakınları bir ekip oluşturmalıdır. Birinin eksikliği, hastanın sorunlarının çözümünü aksatır.

Diyabet kimi zaman hamilelikte ortaya çıkar
Sınırda diyabet ya da ‘latent diyabet’ diye anılan bozulmuş glikoz tolerans ve bozulmuş açlık glisemisi (BAG) ise prediyabet olarak kabul edilir. Her ikisi de diyabet ve kardiyovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir. Diyabet tanısı konulan hastalarda sınıflama genellikle tip I ve tip II olarak adlandırılır. Buna ek olarak, diyabet hastalığı kimi zaman yalnızca gebelik döneminde ortaya çıkar. Bu diyabet çeşidine gestasyonel yani gebelik diyabeti adı verilir.

Diyabet sınıflandırılması sıklıkla karıştırılıyor
Tip I ve tip II diyabet klinik başlangıç şekilleri ve ilerleme süreçleri itibarıyla heterojen hastalıklardır. Geleneksel olarak tip I diyabetin çocuk ve gençlerde şiddetli ve dikkat çeken şikayetlerle akut hiperglisemi veya diyabetik ketoasidoz DKA ile başladığı, buna karşılık tip II diyabetin erişkinlerde hafif ve nispeten yavaş seyirli olarak başladığı kabul edilse de tanı sırasında bazı olgular bu ayrıma uymaz bu yüzden kesin tiplemesi yapılmaz.

Diyabet hastalarının yarısını tehdit ediyor
Diyabet hayati organları da tehdit ediyor. Diyabetik nöropati şeker hastalığının sık görülen ve ciddi seyreden komplikasyonlarından biridir. Diyabet hastalarının yaklaşık yarısında takip eden süreçte nöropati geliştiği görülür. Hem tip I hem tip II hastaları bu risk altındadır. Diyabet sıklıkla ayak ve bacaklardaki sinirleri etkiler. Genelde sinsi olarak geliştiğinden belirtiler ortaya çıktığında anlamlı sinir hasarı gelişmiş demektir. Bu nedenle belirtiler ortaya çıkmadan hastanın bu yönden izlenmesi (sıkı kan şekeri kontrolü, yaşam stili değişiklikleri ve düzenli nörolojik değerlendirmeler) önemlidir.

Diyabetik nöropatinin 4 ana tipi vardır. Bir hastada periferik nöropati (en sık görülen tip), otonomik nöropati, radikülopleksopati (diyabetik amiyotrofi), mononöropati bunlardan biri veya birden fazlası bulunabilir. Tanı için mutlaka detaylı bir nörolojik muayene ve gerekirse elektrofizyolojik testler (emg, otonom testler gibi) yapılmalıdır.

Vücudunuzdaki değişimleri kontrol edin
- Uykuya veya günlük aktivitelere engel olan ayaklarda veya ellerde yanma, karıncalanma, uyuşma veya güçsüzlük hissettiğinde,
- Sindirim ile ilgili sıkıntılar, idrar yapma veya cinsel fonksiyon bozuklukları olduğunda,
- Baş dönmesi, sersemlik olduğunda,
- Ayakta iyileşmeyen veya enfekte olan yaralar geliştiğinde mutlaka doktora başvurulması gerekir.

“Diyabet = kalp damar hastalığı” dememek için düzenli kontrol şart
Diyabet hastalığında kan şekerinin sürekli olarak yüksek seyretmesi, damarları sertleştirerek aterom plağı denilen daralmalara sebep olabilir. Vücudumuzun tüm organları damar yapısı ile beslendiği içindir ki, şeker hastalığının etkilemediği sistem yok gibidir. Kalp krizi, felç atakları, böbrek yetmezliği, körlük, bacak damar tıkanıklıkları şeker hastalığının sebep olduğu klinik durumların başında gelir.

Diyabeti olan hastaların %70’inde kalp damar hastalığı ortaya çıkar. Bu nedenle diyabet, kalp damar hastalığı eşdeğeri olarak kabul edilir. Bu yüzden diyabeti bulunan tüm hastaların yıllık kardiyoloji muayenesi yaptırmaları önerilir. Normalde kalp damar hastalığı bulunan hastaların tarif ettiği en önemli şikâyet eforla gelen göğüs ağrısıdır. Fakat diyabeti bulunan hastalar, şekerin sinir uçlarını tahrip etmesinden dolayı göğüs ağrısı yaşamayabilir, dolayısıyla bu kontroller şikâyet olmasa da rutin olarak yıllık yapılmalıdır.

Diyabete bağlı göz hastalıkları tedavi ile önlenebilir
Diyabet, gözü etkileyen en önemli hastalıklardan biridir. Diyabete bağlı göz hastalıklarının %90’ı tedavi ile önlenebilir. Diyabette görme kaybı olmadan göz tutulumun erken tanısı çok önemlidir. Bu nedenle diyabetik hastalar yıllık düzenli göz kontrolüne gelmelidir. Erken dönemde uygun tedavi uygulanmazsa kalıcı görme kayıpları medyana gelir. Bu nedenle hastaların düzenli göz kontrolü yaptırması gerekir.

Göz hekimi tarafından görülen hastalarda eğer bulgular yoksa yılda bir kez, bulgular gelişmişse hastalar, hekimin önerdiği zaman aralıkları ile muayene olmalıdır. Gözde diyabete bağlı diyabetik retinopati, maküla ödemi (görme noktasında ödem), katarakt, kuru göz ve glokom oluşabilir. Kan şekeri kontrolü kötü olan ve uzun süreli diyabeti olan hastalar diyabetik retinopati için risk altındadır. Diyabetik retinopati tedavisinde kan şekerinin kontrolü tedavinin en önemli basamağıdır. Gerekli hastalarda argon lazer fotokoagulasyon ve göz içi anti-VEGF enjeksiyonu uygulanır.

Diyabetik maküler ödem ise yine kötü kan şekeri kontrolüne bağlı oluşur ve tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına neden olabilir. Maküla ödeminin tedavisinde göz içi ilaç enjeksiyonları günümüzde çok yaygın ve başarılı bir şekilde kullanılır. Diyabete bağlı katarakt, kan şekeri yüksekliğine bağlı oluşur ve kan şekeri kontrolü bu hastalarda erken dönemde katarakt oluşmasını önler veya yavaşlatır. Katarakt oluştuktan sonra iyi bir katarakt cerrahisi uygulanması kaçınılmazdır.

Diyabetli hastalarda dikkatli bir cerrahi ile çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Bazı hastalarda cerrahi sırasında maküla ödemine yönelik göz içi enjeksiyondan yapılır ve bu girişim cerrahi başarıyı artırır. Diyabet varlığı glokom gelişme riskini yaklaşık iki kat artırır. Yine gözde batma, yanma ve kuruluk hissi ile ortaya çıkan kuru göz hastalığı da diyabetik hastalarda birkaç kat daha sık görülür ve daha zor tedavi edilir.

Ön belirtiler diyabetin habercisi olabilir
- Gençlerde çok sık idrara çıkma ya da çok sık su içme isteği,
- Çok yemek yeme isteği ya da iştahsızlık,
- Halsizlik çabuk yorulma, yeterli enerji kullanamama,
- Ağız kuruluğu,
- Gece idrar yapma veya yatağa kaçırma,
- Bulanık görme,
- Açıklanamayan kilo kaybı,
- İnatçı enfeksiyonlar,
- Tekrarlayan mantar enfeksiyonları,
- Kaşıntı,

Risk taşıyan hastalar düzenli doktor kontrolünden geçmeli
Ülkemizde 40 yaş üzeri toplumun %10’dan fazlasında diyabet bulunduğu için kilosu ne olursa olsun 40 yasından itibaren 3 yılda bir tercihen APG ile diyabet taraması yapılmalıdır. BKİ>25 kg/m2 olan asemptomatik kişilerin aşağıdaki risk gruplarından birine mensup olmaları halinde daha genç yaşlardan itibaren ve daha sık olarak diyabet yönünden araştırılmaları gerekir. Diyabete karşı düzenli kontrolden geçmesi gerekenler:

- Birinci ve ikinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler
- Diyabet prevelansı yüksek etnik gruplara mensup kişiler
- Makrozomik (doğum tartısı 4,5 kg veya üzerinde olan) bebek doğuran veya daha önce GDM tanısı almış kadınlar
- Hipertansif bireyler KB>140/90mmHg
- Dislipidemikler
- Daha önce BAG veya BGT saptanan bireyler
- Polikistik over sendromu PKOS olan kadınlar
- İnsulin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları akantozis nigrikans bulunan kişiler
- Kooroner periferik veya serebral vasküler hastalığı bulunanlar
- Düşük doğum tartılı doğan kişiler
- Sedanter yaşam süren veya fizik aktivitesi düşük olan kişiler
- Doymuş yağlardan zengin posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları olan kişiler
- Şizofren hastaları ve atipik ve antipsikotik ilaç kullanan kişiler
- Solid organ özellikle renal transplantasyonu yapılmış kişilerdir.

Prof. Dr. Mustafa Kutlu
Bayındır Söğütözü Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Prof. Dr. Kamil Kadir Topalkara
Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Nöroloji Uzmanı

Doç. Dr. Mutlu Güngör
Bayındır İçerenköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı

Prof. Dr. Yonca Aydın Akova
Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı





Bayındır Hastanesi
x

Randevu Al

* listenenler dışındaki tarih ve saate randevu almak istiyorsanız lütfen 0850 911 0 911 numaralı çağrı merkezimiz ile iletişime geçebilirsiniz

Hastanemizde kaydınız var ise direkt randevu alabilmek için tıklayınız

yukarı git