Dünya Sağlık Örgütü tarafından Aralık 2006 tarihinde ilk defa bulaşıcı olmayan bir kronik hastalık yani Diabetes Mellitus mutlaka mücadele edilmesi gereken çok önemli bir hastalık problemi olarak tanımlanıyor. Dünyada diyabetli insan sayısı hızla artıyor. Ülkemizde de diyabetli nüfus çok hızlı bir yükseliş eğrisi gösteriyor. 10 milyondan fazla kişinin diyabet hastası olduğu tespit edildi. Sağlıksız, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam, bu hastalığın ortaya çıkışını hızlandırıyor. 

Diyabet, nasıl bir tablodur?
Şeker hastalığı olarak bilinen Diabetes Mellitus (DM), midemizin arkasında bulunan bir organ olan pankreasın insülin salgısının tamamen veya kısmen yetersizliği veya eksikliği sonucu kandaki şeker miktarının normalden yüksek oluşudur. Organizmanın karbonhidrat, protein ve yağlardan yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren kronik bir metabolizma hastalığı. Sağlıklı bir bedende glikozun yani şekerin, dokulara enerji sağlayabilmek için kan akımından ayrılarak kas hücreleri gibi bazı hücrelerin içine girmesi gerekiyor. Glikozun hücre içine girmesi, pankreas tarafından üretilen insülin hormonu tarafından gerçekleştiriliyor. İnsülin, diyabetli hastalarda ya hiç yok ya da bulunmasına rağmen hücre düzeyinde kullanılamamakta. Bunun sonucunda glikoz hücre içine giremiyor ve kanda birikiyor. Sonuçta kan şekeri düzeyi yükseliyor.

Diyabet hangi belirtilerle ortaya çkıyor, tanısı nasıl konuyor?
Diyabette nadiren hiç belirti olmuyor. Bu hastalarda, rastlantısal olarak, genel tetkikler sırasında kan şekeri yüksekliği fark ediliyor ve diyabet tanısı konuyor. Bunun dışında hastalar genellikle halsizlik, yorgunluk, istem dışı kilo kaybı, susama hissi, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, sıkça tekrarlayan bulanık görme, genel vücut deri kaşıntısı, kadınlarda tekrarlayan genital bölge enfeksiyonları, ayaklarda yanma, karıncalaşma, keçeleşme ile seyreden nöropatiden şikayet ediyor. Diyabet tanısı konması için; çok su içme, sık idrara çıkma ve açıklanamayan kilo kaybı gibi klasik diyabet belirtilerine ek olarak rastgele bakılan kan şekerinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması veya sekiz saat açlıktan sonra sabah yapılan açlık kan şekeri ölçümünün 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması kriterleri gereklidir.

Görülme sıklığı nedir?
Diyabet sarsıcı sosyal, ekonomik ve insani etkileri olan evrensel bir sorun. Bugün dünyada 350 milyon civarında insan diyabetle yaşıyor ve bu sayı her yıl artıyor. Bu büyüyen sorun, her ülkedeki sağlık kaynaklarını tüketmekte; birçok insanı öldürmekte veya sakat bırakmakta. Diyabet sıklığının istatistiksel tahminlerin ötesinde çok hızlı artış göstermesi, tanıdan itibaren yaşam boyu sürmesi, ağır komplikasyonlarla seyretmesi, iş gücü ve yaşam süresini olumsuz etkileyen bir hastalık olması nedeniyle, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler tarafından Aralık 2006'da küresel bir hastalık olarak kabul edildi ve tüm ülkelerin sağlık otoritelerine diyabetle mücadele çağrısı yapıldı. Türkiye'de 2010 yılında yayınlanan, 26 bin 499 kişi üzerinde yapılan, İ.Ü. Tıp Fakültesi tarafından T.C. Sağlık Bakanlığı'nın sahada lojistik işbirliği ile gerçekleştirilen “Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II (TURDEP-II Çalışması) verilerine göre, diyabet sıklığı yüzde 13.7 olarak tespit edildi. Bu oran, 1997-98 yıllarında yapılan TURDEP-I çalışmasında yüzde 7.2 olarak bulundu. Bu verilere göre; 12 yıllık süreçte ülkemizde diyabet oranı yüzde 90 oranında arttı. Bu, ülkemizde 10 milyon kişinin üzerinde diyabetli olduğuna işaret ediyor. Aynı çalışmaların verilerine göre obezite ise, 12 yılda yüzde 22.3'ten yüzde 32'ye, yüzde 44 oranında artış gösterdi.

Her kan şekeri yüksekliği diyabete işaret ediyor mu?
Hayır, her kan şekeri yüksekliği diyabet değil. Diyabet olmayan kan şekeri yükselmeleri şöyle kategorize edilebilir: Açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındaysa 'bozulmuş açlık şekeri'; şeker yükselme testinde ikinci saat kan şekeri 141-199 mg/dl arasındaysa 'bozulmuş şeker toleransı'dır. Bu iki durum da prediyabet (diyabet öncesi dönem) olarak adlandırılıyor.

Diyabet tipleri ve bunları birbirinden ayıran özellikler nelerdir?
Genel bir sınıflama yapılırsa, Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak iki ana grupta incelenebilir. Gebelikte çıkan diyabet de ayrı bir başlık altında sayılıyor. Tip 1 diyabet, tüm diyabetlilerin yüzde 10 kadarını oluşturuyor. Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin salgılayan beta hücrelerini tahrip etmesi sonucu oluşan, mutlak insülin eksikliğiyle karakterize bir durum. Genellikle 30 yaş altında çok ani ve gürültülü başlıyor. Hastalar zayıf veya normal kilodadır ve ömür boyu insülin kullanılması zorunludur; kullanılmadığı takdirde koma ve ölüm gelişiyor.

Tip 2 diyabet ise diyabet hastalarının yüzde 90'ını oluşturuyor. Hastaların çoğunluğu kiloludur. Hücre düzeyinde insülin direnci nedeniyle insülinin yeteri kadar hücre içine girememesi ve kullanılamaması sonucu ortaya çıkıyor. Genellikle 40 yaşın üzerinde görülüyor. Ancak son yıllarda obezite ve hareketsiz yaşam gibi sorunlar yüzünden Tip 2 diyabete yakalanma yaşı ilkokul çağına kadar düşmüştür. Tip 2 diyabet sinsi ve yavaş seyreder ve bazen komplikasyonları ile birlikte tanı konuluyor. Vakaların üçte biri tanı konulmadan yaşamaya devam ediyor. Güçlü bir genetik yatkınlığı bulunan hastalık, bir sonraki nesilde daha erken yaşlarda görülebiliyor.

Diyabetin tedavisi tiplerine göre farklılık gösteriyor mu?
Tip 1 diyabette pankreasta insülin salgı azlığı veya yokluğu söz konusu olduğu için, pankreasın üretemediği insülinin enjeksiyonla ömür boyu yapılması tek tedavi seçeneği. Ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilemiyor.

Tip 2 diyabette ise klinik ve laboratuvar değerlerine göre sadece diyet tedavisi gibi geniş bir tedavi yelpazesi vardır. Diyabet tedavisinin temelini eğitim (diyabetle ilgili yaşam, bakım bilgileri) beslenmenin düzenlenmesi, kan şekerinin normale çekilmesi, küçük ve büyük damar komplikasyonlarının ve kalp damar risk faktörlerinin kontrol altına alınması oluşturuyor.

Diyabetin tipi her ne olursa olsun hastanın eğitimi, diyet ve egzersiz tedavinin değişmez sacayağı. Bu tedavilere her hastada tanı anından itibaren başlanması gerekiyor. Kilosu ve kan şekeri yüksekliği fazla olmayan hastalarda tedaviye ilaç vermeden sadece diyet tedavisi ile başlanabiliyor. Ya da diyet-egzersiz programlarına iyi uyan, kan şekeri ayarı ilaç tedavisi altında çok iyi olan hastalarda ağızdan ilaç tedavisi kesilebiliyor. Ancak ilaçsız devam edebilmek için, hastanın ilaç almadığı zamanlardaki takiplerinde, kan şekerlerinin hedef değerlerde seyretmesi gerekmekte.

Diyabet tanısı alan kişi, yaşamının hangi alanlarında değişiklik yapmalı? 
Diyabeti sağlıklı yaşamla alt edin... Diyabet tanısı alan kişide yaşam şekli düzenlemesine gidilmesi, kişi kiloluysa kilo vermesi, sigara kullanıyorsa mutlaka bırakması gerekmekte. Hipertansiyon mevcutsa kan basıncı düzenlenmeli, kan yağları yüksekliği varsa düşürülmeli, günlük yağ alımı azaltılmalı, kalori kısıtlanmalı, ortalama bir egzersiz programına (günde 30 dakika, haftada en az üç gün tempolu yürüyüş gibi) başlanmalı.

Tip 2 diyabet tedavisinde obezite ile başa çıkmak çok önemli, çünkü obezite sadece diyabet ve ona eşlik eden bozuklukları kolaylaştırıcı bir faktör değil, iyi bir metabolik kontrole ulaşmayı da zorlaştıran bir durum. Aşırı kiloların verilmesi metabolik kontrolü iyileştiriyor, yaşam süresini uzatıyor. Diyabette beslenme çok önemlidir, sağlıklı ve gereken miktarda besin alınması önemlidir. Beslenme ve diyet uzmanınca hazırlanan programla, bireysel özelliklere göre değişen enerji ve besin ihtiyacı, yeterli ve dengeli beslenmeyi oluşturacak şekilde, çeşitli yiyeceklerden karşılanmalı. Üç ana, üç ara öğünün zamanında alınması gerekiyor. Hastalara ne yiyeceği, ne miktarda yiyeceği, ne ile neyi birlikte yemesi gerektiği ve ne zaman yiyeceği, üzerinde önemle durularak anlatılmalı.

Uzm. Dr. Şen Ilgın 
Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölüm Başkanı

07.11.2014




loading
x

Randevu Talebi Oluşturma

* listenenler dışındaki tarih ve saate randevu almak istiyorsanız lütfen 0850 911 0 911 numaralı çağrı merkezimiz ile iletişime geçebilirsiniz

Verdiğim kişisel veri ve iletişim bilgilerimin, Bayek Tedavi Sağlık Hizmetleri ve İşletmeciliği A.Ş., Penta Sağlık Hizmetleri A.Ş., Bayek Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri ve İşletmeciliği A.Ş. (hepsi birlikte Bayındır Sağlık Grubu olarak anılacaktır) tarafından, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında Aydınlatma Metninde belirtilen amaç ve bağlı amaçlar dahilinde işlenmesine ve aktarılmasına muvafakatettiğimi beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Bayek Tedavi Sağlık Hizmetleri ve İşletmeciliği A.Ş., Penta Sağlık Hizmetleri A.Ş., Bayek Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri ve İşletmeciliği A.Ş. (hepsi birlikte Bayındır Sağlık Grubu olarak anılacaktır) tarafından her türlü bilgilendirme, etkinlik, duyuru, anket, tanıtım, açılış, davet vb. hatırlatmaları ile diğer sair iletişim çalışmaları kapsamında tarafıma ticari elektronik ileti (arama, SMS, e-posta vb.) gönderilmesini kabul ediyorum.

Lütfen Üstteki Kutucuğu işaretleyiniz!

Hastanemizde kaydınız var ise direkt randevu alabilmek için tıklayınız