Sarı Nokta Hastalığı

Net görme için önemli olan gözün merkezi görme fonksiyonunu bozarak, okumada ve yazmada sorun yaşatan, hastanın yaşam kalitesini etkileyen sarı nokta hastalığı, yaş ilerledikçe ortaya çıkıyor. Gözün kaybedilme riskinin de söz konusu olduğu bu hastalıkta alınabilecek erken önlemler arasında güneşe direkt bakmamak büyük önem taşıyor. Halk arasında sarı nokta hastalığı olarak adlandırılan ‘Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu’, adından da anlaşılacağı gibi yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkıyor. İki ayrı tipte görülüyor ve tiplerine göre seyir durumu değişiklik gösteriyor.

Sarı nokta hastalığı nedir?
Bir genel görme alanımız var. Bunu bir düzlem üzerinde, daire şeklinde bir alan olarak tanımlayabiliriz. Bunun yanı sıra bu dairenin merkezinde bulunan ve net görüşümüzü sağlayan bir de merkezi görüş alanımız var. Merkezi görüş alanı hassas ve ince işleri yapmada önemlidir. Daire şeklindeki görme alanımızda, merkezden çevreye doğru gidildikçe görme duyarlılığında azalma oluyor. Ama çevresel görüş alanı net görüş sağlamada önemli olmasa da, harekete duyarlıdır. Bu nedenle de çevresel görme de gözün önemli bir fonksiyonu. Örneğin; otomobil kullanırken veya yanımızdan bir şey geçiyor mu geçmiyor mu diye bakarken çevresel görme gerekir. Ama gözümüz için asıl olan merkezi görme. Makula, merkezi görmemizin yüzde 90’ını sağlıyor. Yaşa bağlı olarak makulamızda bozukluk başlayınca, merkezi görmemiz bozuluyor.

Hastalık hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?
Merkezde yer alan siyah bir nokta veya bir şey koyun, bu merkezdeki noktaya bakarken yanındaki çizgilerde kayma varsa, bu, hastalığın başladığının işaretleri arasında. Hastanın şikayetleri genellikle şu şekilde oluyor; “Dışarıda birine bakarken net görüyorum ama sanki böyle gözümde bir karartı, bir bulut var” ya da “yazı okurken yazının kenarları kayıyor veya bulmaca çözerken kenarları düz değilmiş gibi geliyor.” Bu hastalığın iki tipi var: kuru tip ve yaş tip. İkisinin de birbirine göre olumlu veya olumsuz yönleri var. Ama her iki tipi de, ne yazık ki, görme hassasiyetini önemli ölçüde azaltan ciddiye alınması gereken bir hastalık.

Bu iki tip arasında ne gibi farklar var?
Kuru tip yavaş ilerliyor ve görmemizi uzun vadede bozuyor. Yaş tip ise müdahale edebildiğimiz bir tip ama çok hızlı ilerliyor. Eskiden bu hastalığı tespit ettiğimiz zaman hastaya vitamin verip yolluyorduk. Ancak son zamanlarda anti VEG ajanlar dediğimiz ilaçlar bulundu. Tedavi amacıyla gözün beyaz kısmından, çok ince bir iğne ile girerek bu ilaçları enjekte ediyoruz. Tabii bu işlem insanları korkutuyor. Çünkü ‘gözünüze iğne ile girip ilaç vereceğiz’ demek ilk önce hastaya ürkütücü gelebiliyor. Fakat ilk işlem yapıldıktan sonra hastalar olayın korkutucu olmadığını anlıyor ve tedavilerine devam ediliyor. Genellikle, üçer ay arayla, bir yılda dört enjeksiyon yeterli oluyor. Ancak hastalığın durumuna göre kür sayısını altıya, hatta ona çıkardığımız da olabiliyor. İşlem bir dakika gibi kısa sürede tamamlanıyor. Buna rağmen, gözün enfeksiyon kapmaması için işlemi ameliyathane şartlarında gerçekleştiriyoruz.

Hastalığın risk faktörleri neler?
Öncelikle yaş önemli bir risk. 60 yaşın üzerinde hastalığın görülme oranı artıyor. Bunların dışında güneş ışığına maruz kalmak ve çıplak gözle güneşe bakmak da önemli risk faktörleri arasında. Bu nedenle, denizciler, pilotlar, tarım işçileri riskli meslek grubunda sayılabilir. Ayrıca tansiyonun yüksek olması da hastalığı tetikliyor. Açık renk gözlülerde, hipermetropu olanlarda ve sigara içenlerde daha yüksek oranda görülebiliyor.

Peki sarı nokta hastalığının görülme sıklığı ne?
İnsan ömrü uzadıkça görülme sıklığı da artıyor. 70 yaş üstü insanlarda yüzde 25 oranında görülüyor. Bu da ortalama dört kişiden birinde rastlanıyor anlamına geliyor. 90 yaşın üzerinde ise neredeyse yüzde 100. Bu bize özgü bir rahatsızlık değil, bütün toplumlarda görülebiliyor. Ne yazık ki gözün kaybedilme olasılığı da söz konusu olabiliyor.

Teşhis aşamasında nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
Muayene sırasında hastanın görmesine bakıp, göz tansiyonunu ölçüp, biyomikroskop ile muayenesini yaptıktan sonra bir damla yardımıyla göz bebeğini büyütüyoruz. OCT denilen bir cihaz var, bir tür tomografi. Bununla gözün yapısını inceliyoruz. Ayrıca göz anjiyosu çekerek göz damarlarında dolaşım bozukluğu var mı yok mu ona bakıyoruz. Bu sayede gözde sarı nokta olup olmadığını tespit edip ayrıca tipini de (yaş-kuru) ayırt edebiliyoruz.

Peki hastalığın tamamen geçmesi mümkün değil mi?
Ne yazık ki günümüzün tıbbi olanaklarıyla bu mümkün değil. Ama genetik, tıbbın çok hızlı gelişen alanlarından biri. Öyle ki, DNA sarmalınızdan yola çıkarak gen terapisi konusunda çok önemli aşamalar kaydedildi. Çalışmalar biraz daha olgunlaştıktan sonra sarı nokta hastalığının tedavisinde önemli bir adım atılacağına inanılıyor. Daha önce de belirttiğim gibi kuru tip, yavaş ilerleyen bir hastalık. Bu aşamada herhangi bir tedavi uygulanmıyor. Hastaları yakın izlemek gerekiyor. Ancak yaş tipe dönüşmeye başladığında müdahalede bulunuyoruz. Yaş tipte en önemli tedavi göz içi enjeksiyonlar. Ancak bunun yanı sıra risk faktörlerinin de ortadan kaldırılması önemli.

Bu nedenle, varsa yüksek tansiyonun kontrol altına alınması, sigaranın bırakılması ve gözün güneşten korunması için hastalara önerilerde bulunuyoruz. Omega 3 ve luteinden zengin vitaminlerin alınmasını öneriyoruz. Enjeksiyonun sıklığı ise tamamen hastalığın seyri ile ilgili.

Böyle bir durumda göz nakli söz konusu olmuyor mu?
Hayır. Gözü bir kamera ya da fotoğraf makinesinin objektifi gibi düşünün. Kornea (yani objektif) nakli yapılabiliyor. Lensi bozulduğu zaman katarakt ameliyatı oluyor, yerine yapayı konuluyor. Makula bölümünü ise fotoğraf makinesinin tam kalbi yani film tabakası olarak düşünebilirsiniz. Bugünün imkanlarıyla onu değiştirmek mümkün değil.

Yaşlandığımız zaman bu sorunla karşılaşmamak için şimdiden yapabileceğimiz şeyler var mı?
Direkt güneşe bakmayın ve sadece gözünüzün önünü değil yanlarını da koruyan bir güneş gözlüğü takın. En önemlisi, rutin göz muayenelerini mutlaka yaptırın.

Rutin göz muayenesini ne sıklıkla yaptırmalıyız?
Rutin göz muayenesinin yılda bir kez yapılması öneriliyor. Göz muayenesinde sırf kişinin görüşünü değerlendirmiyoruz. Göz tansiyonuna bakıyoruz, 40 yaşından sonra göz tansiyonu çıkma ihtimali artıyor. Bu konuda genetik yatkınlık önemli. Hastada göz hastalıklarının yanında sistemik bir hastalık var mı diye bakıyoruz. Çünkü fundus, yani göz dibi muayenesi ile hipertansiyon ve diyabet gibi bazı sistemik hastalıkları tespit etmek mümkün. Böyle bir durum varsa, mutlaka ilgili branşlara yönlendiriyoruz.

Uzm. Dr. Cüneyt Ocak
Bayındır İçerenköy Hastanesi ve Bayındır Levent Tıp Merkezi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı





Bayındır Hastanesi
x

Randevu Al

* listenenler dışındaki tarih ve saate randevu almak istiyorsanız lütfen 0850 911 0 911 numaralı çağrı merkezimiz ile iletişime geçebilirsiniz

Hastanemizde kaydınız var ise direkt randevu alabilmek için tıklayınız

yukarı git